KUM SAATİ

 

                                                   (Görsel ve telif hakkı yazara aittir.)

KUM SAATİ

            Bugün güne çalıştığım kurumdan arkadaşım Mehmet Ali Bey’in hediyesi ile başlıyorum. Hediyenin ne olduğunu merak edenler üstteki fotoğrafa bakabilirler. İnsanların ne kadar zamandır zamanı ölçmeye çalıştıklarını tam olarak bilmiyorum. İlk aklıma gelen günün doğuşu ve batışı ile ilgili olabileceğidir.

Ünlü sanatçı Kıraç’ın bir şarkısında söylediği gibi:’’ Zaman akıp gidiyor, dur demek olmaz. Dur demek olmaz. Sarılıp da geçmişe avunmak olmaz. Ne sen kalırsın ne de ben bu dünya da…’’ diye devam eden sevdiğim bir şarkısı var. Bu yazıyı yazarken masamdaki kum saatinde kum taneleri saatin içinde akmaya devam ederken, insan ömrü de kum misali akmaya devam ediyor.

Son üç haftadır yazı yayımlamadım. 2–4 Mayıs tarihlerinde Balıkesir Üniversitesi’nin düzenlediği 5.UBEK (Ulusal Biyoloji Eğitimi Kongresi) ne katıldım. ‘’Biyoloji Eğitiminde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Olan Bireylere Yönelik Etkili Öğretim Yaklaşımları’’ başlıklı bildirimi sundum. Sunumumun dinleyenler tarafından beğenildiğini, soru cevap kısmında daha iyi anladım diyebilirim. Kongre vesilesi ile gittiğim Ayvalık ilçesini ve Cunda Adasını da görmüş, gezmiş oldum. Yazın aşırı kalabalık olduğu söylenen bu güzel yurt köşesini tam zamanında, kalabalığa kalmadan gördüm diyebilirim. Değerli akademisyenlerle tanışmama da neden oldu 5.UBEK. Çarşamba gecesi geldiğim Ayvalık’tan pazar akşamı 19:15 de ayrıldım.

Pazar günü sabaha doğru yorucu bir otobüs yolculuğundan sonra İstanbul’ da kalacağım öğretmenevine ulaştım. ‘’ARGEM Ortaokulu/Lisesi Öğretim Programlarının Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Hazırlanması Çalıştayı’’ için geldiğim İstanbul’da yoğun ama güzel beş gün geçirdim. Ataşehir, Kadıköy, Karaköy, Eminönü, Beşiktaş, Taksim, Galata Kulesini Prof. Dr. Gökhan Sadi, Dr. Talip Akkaya, Umut Gönen ve diğer komisyon üyesi arkadaşlarla gezme fırsatı buldum.

Ayvalık ve İstanbul seyahatleri bitti ve Şanlıurfa’ya döndüm. Buradaki dost ve arkadaşlarımın bir kısmını bu birkaç günlük zaman diliminde görme şansım oldu. Zaman kum misali akıp gidiyor. Bu satırları yazarken çalışma masamdaki kum saatimde ilk 45 dakikalık turunu 5 dakikaya tamamlayacak gibi duruyor. 20 dakikalık, 5 dakikalık,45 dakikalık vb. kum saatleri mevcut.

Francesco Cırıllo, Pomodoro Tekniği (Buzdağı Yay.) kitabında 25 dakikalık çalışma+ 5 dakikalık molalardan bahseder. Ben akıllı cihazlar ile zaman takibinden ziyade, klasik saatler ya da kum saati gibi aletler ile çalışma saatlerimizi düzenlemenin daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Akıllı telefon vb. elektronik cihazlardan gelen bildirim sesleri ,dikkatimizi ve yoğunlaşma yeteneğimizi tahrip ediyor. 20–30–45 dakikalık kum saatlerinden hangisi size uygun geliyorsa kullanabilirsiniz. Kum saatini çevirip çalışmaya başlayabilirsiniz. Diyelim ki, saatteki kum bitti ve daha yeni başladığınızı düşünüyorsunuz. Çalışmaya devam edebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? O zaman saati bir daha çevirin. Kaç dakikalık çalışma sürelerinin size uygun olduğunu fark ettikten sonra başlayın. 30 dakikalık çalışmayı kendine uygun gören bir kişi olduğunuzu varsayalım. Günde kaç tane 30 dakikalık konsantre çalışma seansları yapabilirsiniz? 4–5–6 ya da daha fazlası size kalmış. Konsantre bir şekilde, akış(flow) halinde çalışma becerisi zamanla kazanılır. Konsantre şekilde çalıştıkça, çalışmaya başlamak ve sürdürmek her geçen gün daha kolay gelecektir. Akış halinde çalışmak insana iyi gelir. Günden güne stresinizin azaldığını, tamamlanan işler sayesinde daha iyi hissettiğinizi fark edebilirsiniz. Bundle Haber sitesi ekibinden Eylül Naz Baklacı’nın aktardığı bir araştırma sonucu ile yazımı tamamlıyorum:’’ Yeni bir araştırma, okuma sırasında beynimizin dikkat, hafıza ve anlamlandırma gibi pek çok zihinsel süreci senkronize biçimde devreye soktuğunu gösteriyor. Max Planck Enstitüsü’nün yürüttüğü bu kapsamlı çalışma, kelimelerin sadece birer sembol değil, beynin farklı bölgelerini eşzamanlı olarak çalıştıran güçlü tetikleyiciler olduğunu ortaya koyuyor. Sessiz ya da sesli okuma fark etmeksizin, her satır aslında zihinsel bir harekete geçiş anlamına geliyor.’’ 

Bir daha ki yazıda buluşuncaya dek kendinize çok iyi bakmanız dileğiyle. Hoşça kalın. (İletişim için: ferhatdagdelen@gmail.com dan ulaşabilirsiniz.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

''GEREKLİ AMA YETERLİ DEĞİL''

Odak Yönetimi Ama Nasıl?

Ergen ve DEHB' li Öğrenciler İçin Neler Yapılabilir? (3)