BETON VE YEŞİL
Geçtiğimiz hafta bir çalıştaya katılmak için Ankara’nın Gölbaşı ilçesine gittim. Mogan Gölü yakınlarında bulunan bir otelde konakladık. Türkiye’nin farklı illerinden katılan çok sayıda değerli öğretmen ve akademisyenle çok verimli beş gün geçirdik. Çalıştay esnasında tanıştığımız değerli arkadaşlardan; Talip Bey ve Umut Bey ile Mogan Gölünü iki defa ziyaret ettik. Mogan gölü, bozkırın ortasında bir vaha gibi. Göl boyunca uzanan sazlıkları, gölün kıyısı boyunca gördüğümüz sakar mekeleri, ördekleri vb. kuş türlerini hayranlıkla izledim. Dr. Talip Akkaya, arazi deneyimi olan değerli bir araştırmacı. Mogan gölündeki kuş türlerini bana ve Umut hocamıza tanıttığı ve bilgilerini bizimle paylaşıp eşlik ettiği için minnettarım. Kozalaklarını çok beğendiğim sedir ağaçları ve çok sayıda bitki, havanın soğukluğuna rağmen harika hissettirdi. Yürürken hafif yağan yağmurda çok keyif vericiydi. İnsanlardan kaçmayan ördekleri kabak çekirdeği ile beslemek de çok eğlenceliydi. Havanın soğuk olmasından dolayı göl civarında az sayıda insan vardı. Bu durum bana bir sinemayı kapatıp birkaç kişiyle film izlemenin rahatlığında gölü keyifle gezme imkânı verdi.
Gölü gezip otele dönünce betonları fark etmeye
başlıyorsunuz. Adana da çocukluğunu yaşamış biri olarak kendimi şimdiki
çocuklara göre şanslı kabul ediyorum. Şimdiki dijital imkanlar o zaman yoktu,
kabul ediyorum. Bununla birlikte boş arsalar vardı. Arkadaşlar ile ‘beşinci golde
devre, onda biter’ maçlarımız vardı. Gözü sürekli akıllı telefon ekranına bakan
‘dijital ahmaklar’ yerine, konuşurken birbirinin gözüne bakan, dinleyen
insanlar vardı. Yağmur yağınca paçaları sıvayıp çamurlu sularda yalın ayak
yürürken ve yağmurda ıslanırken kahkahalarla gülmek vardı. Kertenkeleleri cebinde
saklayıp eve getirip, anne ve babaya çaktırmadan su dolu kabın içine atıp
incelemek vardı. Yaz tatillerinde, arkadaşlarla oynamak o kadar eğlenceli
olurdu ki öğlen eve gitmezdik. Acıkıp gittiğimizde de biraz atıştırıp tekrar
sokağa kaçardık. Öldüğünü gördüğün bir kırlangıç kuşu için, civciv için dua
edip, küçük bir mezar yeri hazırlayıp, dualarla ve çiçeklerle minicik cenaze
törenleri yapmak vardı. Komşu amca ya da teyzelerden birisi vefat ettiğinde
gerçekten gözyaşı döküp, acılarına saygısızlık olmasın diye on gün hiç
televizyon izlememek vardı. İnsanların acısı var birde yemekle uğraşmasınlar
diye evde annemizin yaptığı yemekleri cenaze evine götürmek vardı. Hatır vardı.
Gönül vardı. Kıymet vardı. Sevgi vardı. Elindeki nimetlerin kıymetini bilmek
vardı. Bu kadar hesap kitap yapmadan iyilik yapan insanlar vardı. Akrabandan
görmediğin iyiliği yapan, nurlar içinde yatması için dua ettiğimiz komşularımız
vardı. Birbirine rahatça evinin anahtarını emanet eden komşular vardı.
Menfaatsiz selam veren, ekmeğini paylaşan insanlar vardı. Ne oldu o insanlara?
Nereye gittiler?
Diyeceksiniz ki: ‘Hiç kötü insan yok muydu?’ Elbette
vardı. Şimdikinin onda biri bile değildi zannımca. Cahillerin, hırsızların,
katillerin, değerlerini yitirmiş, insani olarak çürümüşlerin, arsızların bu
kadar pervasız yaşadığı bir dönem hatırlamıyorum. Bitki örtüsüyle, ormanlarla,
zeytinliklerle birlikte insani değerlerimizde birer birer yitip gitti sanırım.
Şimdiki çocukların yeterli oyun alanları yok. Çocuğu
ile ilgilenmek yerine akıllı telefonu emzik gibi kullanan ebeveynler var artık.
Annem sabah güneş doğmadan, kümesteki tavuklarımızın yumurtalarından bize
kahvaltı hazırlardı. Şimdiki anne babaların ciddi bir kısmı çocuklarına okulda
tost alması için para veriyor. Çocuk okula gitmek için evden çıkınca da keyfine
bakıyor. Ekmek bayatlasa bile türlü şekillerde değerlendirilirdi. Şimdi her gün
milyonlarca ekmek çöpe gidiyor. Eskiden aileler çocuğunu helal lokma ile
beslemek için kılı kırk yarardı. Şimdi helal haram demeden mal biriktirmek için
müthiş bir yarış var. Artık top oynanan boş arsalarda çok katlı beton binalar
var.
Tüm bunlara
rağmen insan yine de umut etmek istiyor. Daha yeşil, daha az beton olan daha
temiz bir memleket. Daha güzel bir Dünya. Daha iyi insanlar. Çok mu ütopik? Kim
bilir? Belki de öyledir.
Bilinçaltı enteresan. Mogan gölü kenarındaki
gezintiler neler hatırlattı? Şimdi yaşadığım muhitte binanın bahçesinden
çıkınca sokakta tavukları ve horozları görünce mutlu oluyorum. Beton yığınları
arasında kalan birkaç ağaç bile bizlere daha iyi hissettiriyor. Doğada zaman
geçirmek bize iyi geliyor. Zihnimizi toparlamaya yardımcı oluyor. Odaklanmamıza
katkı sağlıyor. Bu yazıyı okuyunca sizin zihninizde neler canlandı? Testide ne
varsa dışına o sızar derler. Sizin testi ne ile dolu? Bir yoklayın isterseniz.
Bir daha ki yazıya kadar hoşça kalmanız dileğiyle.
(İletişim için ferhatdagdelen@gmail.com)

Yorumlar
Yorum Gönder