Dijital Çağın Sessiz Krizi

 

Dikkat ve Odaklanma Sorunları: Dijital Çağın Sessiz Krizi

Yıllarca liselerde biyoloji öğretmenliği yaptım. Son iki yıldır ise üstün yetenekli çocukların eğitim aldığı Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM)'de görev yapıyorum. Biyoloji derslerine ek olarak farklı öğrenci grupları için “Düşünme Atölyesi” ve “Liderlik ve Problem Çözme Teknikleri” adında atölyeler açtım. Bu atölyelerde, öğrencilerime düşünme süreçleri, dikkat ve odaklanma egzersizleri, dilin yapısı ve kullanımı ile ilgili bilgi ve deneyimlerimi aktardım ve aktarmaya da devam ediyorum. Ancak bu süreçte onlardan da çok şey öğrendiğimi itiraf etmeliyim.

Gerek üstün yetenekli öğrencilerim gerekse diğer öğrencilerim arasında, dikkat ve odaklanma sorunları yaşayanların sayısının hiç de az olmadığını gözlemliyorum. Bazı öğrencilerim, 15-20 dakika bile dikkatini vererek bir şey okuyamıyor. Bu durum beni, dikkat ve odaklanma egzersizleri, üstün yetenekli çocuklar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi konular üzerine daha fazla okumaya yönlendirdi. Eğitim için her yıl ulusça yüzlerce milyar lira harcarken, öğrencilerimizin odaklanma ve okuduğunu anlama becerilerinin zayıflığı ciddi bir kayıp anlamına geliyor. Odaklanamayan, anlatılanlara dikkatini veremeyen öğrencilerin öğrenmesi-gelişmesi için yapılan bütün harcamalar boşa gitmiş oluyor maalesef.


Ekran Kaydırmanın Dopamin Bağımlılığı

Artık hem çocuklar hem yetişkinler, akıllı cihazlarıyla saatler geçiriyor. Parmağıyla sürekli ekran kaydıran, peş peşe izlediği kısa videolarla dopamin patlamaları yaşayan kişi sayısı her geçen gün artıyor. Ancak yazmak, parmakların pek de istekli olmadığı bir eylem haline geldi. Çoğumuz artık yalnızca imza atarken ya da evrak doldururken kalem tutuyoruz.

Ücretsiz sanılan sosyal medya uygulamaları, aslında bizden en değerli varlığımızı çalıyor: Odaklanma ve derin düşünme yetisi. Akıllı telefonlarına bağımlı hale gelen bireyler, deyim yerindeyse “zombi” gibi etrafta dolanıyor. Bu da okuduğunu anlamayan, düşünemeyen ve sınavlarda ya da hayatta başarılı olamayan bireylerin yetişmesine yol açıyor.

Sosyal medya platformları, kullanıcıları daha uzun süre ekran başında tutarak reklam gelirleri elde etmeye odaklanır. Ne yazık ki, içerik akışları, kumar bağımlılarında görülen mekanizmaları harekete geçirerek beynimizde kontrolsüz dopamin salgılanmasına neden olur. Böylece, dopamin bağımlılığı gelişir ve bireyler gerçek hayattan kopmaya başlar. İsviçre'nin, 15 yaş altı çocuklarda sosyal medya kullanımını yasaklaması, bu bağımlılıkla mücadelede önemli bir adım oldu. Benzer uygulamaların diğer ülkelerde de yayılması, dijital bağımlılıkla mücadelede etkili olabilir.


Sosyal Medyadan Uzak Bir Zihinle Güne Başlamak

Daha duru bir zihne sahip olmak için sosyal medya kullanımını mümkün olduğunca sınırlandırmak çok önemli. Özellikle günün ilk ve son iki saatinde telefonlardan uzak durmak, zihinsel sağlığımıza olumlu etkiler yapar. Uyurken telefonun en az iki metre uzağımızda (daha da iyisi uçak modunda ve başka bir odada olması) durmasını sağlamak, uyku kalitesini artırarak zihnimizi dinlendirir.

Her sabah, uyandığınızda aklınızdaki tüm düşünceleri bir kâğıda dökmek basit ama etkili bir egzersizdir. Bir sayfa ya da on satır fark etmez; aklınızdakileri yazıya dökmek, zihninizi gereksiz düşüncelerden arındırır. Farkındalığımızı artırır. Beynimiz, onlarca farklı bilgiyi taşımak yerine bu bilgileri birbirine bağlamak, yeni fikirler üretmek ve sorunlara çözüm aramak için kullanıldığında daha verimli çalışır.

Bu egzersizi düzenli yaptığınızda, zihninizin daha berraklaştığını fark edeceksiniz. Her gün düşündüklerinizi, gündeminizdeki konuları ve fikirlerinizi yazmak hem zihinsel gelişiminizi izlemenizi sağlar hem de gereksiz kaygılarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur. Her gün 2-3 sayfa yazmayı alışkanlık haline getirdiğinizde, yazdıklarınızı da her 3-4 ayda bir gözden geçirdiğinizde gelişiminizi sizde fark edebilirsiniz. Birkaç ay önceki sizin düşünceleriyle şimdiki sizin düşüncelerini kıyaslamak eğlenceli bir deneyim olabilir.


Yazmak, Zihni Özgürleştirir

Yazma alışkanlığı, düşüncelerinizin netleşmesine ve farkındalık düzeyinizin artmasına yardımcı olur. Zamanla hatalarından ders çıkaran, isabetli kararlar verebilen ve yeni fikirler üretebilen bir bireye dönüşürsünüz. “Söz uçar, yazı kalır.” demiş atalarımız. (Diğer bir atasözü de: ‘Alim unutur kalem unutmaz.’) Her gün yazmak, aklınıza gelen orijinal fikirleri kayda geçirmenize ve ileride dönüp bakabilmenize olanak tanır. Değerli olabilecek fikirleri de kaçırmamış olursunuz.

Unutmayalım ki, gerçek anlamda “okur-yazar” bireyler olabilmek için daha çok okumalı ve daha çok yazmalıyız. Beynimizi yalnızca anlık içeriklerle doldurmak yerine, sorgulamak, düşünmek ve üretmek için kullanmalıyız. Ancak bu şekilde daha üretken, daha bilinçli ve daha yaratıcı bireyler yetiştirebiliriz. Eğitimin kalitesi ya da kendimizi yetiştirme düzeyimizde böylece artmaz mı? Ne dersiniz? Umarım her birimiz yazma ve düşünme alışkanlıklarımızı daha fazla geliştirmeye yönelik küçük ama etkili adımlar atarız. Bol okumalı, bol yazmalı günler dileğiyle...


Kaynakça

  1. "Isviçre'de 15 Yaş Altı İçin Sosyal Medya Yasağı", Dijital Medya Haberleri, Ekim 2024.
  2. Dopamin ve Bağımlılık Üzerine Bilimsel Çalışmalar: Psychology Today Makaleleri (2023).

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

''GEREKLİ AMA YETERLİ DEĞİL''

Odak Yönetimi Ama Nasıl?

Ergen ve DEHB' li Öğrenciler İçin Neler Yapılabilir? (3)